04 02 2010

XVI. Yüzyıl Britanyası İçin Kullanma Kılavuzu


Dün Azuth Bey Diyenar'dan NTV Tarih ve bilumum kültürel magazin satın alınca ben de altta kalmayayım diye gittim bu dizinin ilk sezon dvd'sini aldım. Adam tabii popüler de olsa gidip en nihayetinde okunan birşey almış; halkın seviyesine inmemekte kararlı. Ama ben her kesimi kucaklayan bi insan olduğum için tabi gittim sizin için The Tudors aldım. İlk disk, yani ilk dört bölüm biraz evvel bitti, işte yorumlar;

(spoiler neyin yok, güvenle okuyun)

- Tayt sarayın ve bilhassa kraliyet ailesinin vazgeçilmezi. Yaz kış taytla geziyorlar. Başka ülkelerin kralları elçileri falan da geliyor onlar da taytla geziyorlar. Bizim kızları ortaçağa göndersek kimse yadırgamaz britanya yöresinde. Kışın üşüdüğü için külotlu çorap giyen erkekler de rahat olsunlar, ortam süper.

- Henry çok yakışıklı, öyle böyle değil.

- İnsanlar genelde çok dindar. en okumuş adam bile günde asgari yarım saat dua ediyor. Vatikan ise irticai faaliyetlerin odak noktası haline gelmiş. Allaha şirk falan koşmak çok tehlikeli. Şayet koşacaksanız bir iki yüzyıl daha bekleyin.

- Ünvan veya toprak sahibi olmak için illa birilerine meydan okumak gerekiyor. Ama meydan okumayı kazanmak şart değil, kaybetseniz de "önemli olan yarışmaktı" diyerekten, cesaretinizden ötürü şövalye ilan edilebiliyorsunuz.

- Kadın olmak iyi değil. Yani prenses bile olsanız gidip sizi 90 yaşında bir hükümdarla evlendirebiliyorlar. Kadın olmamaya gayret edin. Gerekirse sakal bırakın.

- Sinsilik revaçta. Herkes çok sinsi.

- Kralsanız eğer evli kadınlarla falan da birlikte olabiliyorsunuz. Kral değilseniz de oluyor aslında ama sonra kocasından fırça yiyorsunuz falan, o kadar zahmete değmez, zaten bi ton kadın var meyhaneye falan gitseniz. Gereksiz yere tepki çekmeyin bence.

- Bilimi çok sevmeseler de sanata epeyce değer veriyorlar. Sanatçı olmakla bilim adamı olmak arasında kalırsanız, tercihinizi sanattan yana kullanın. Kese kese altın var + kızlar teklif ediyor.

- Öyle çok yakışıklı falan olmanıza gerek yok, genç olmanız yeterli. Para ve ünvan peşinde koşarak gençliğinizi heba etmeyin; sonra mevki geliyor ama kızlar yüzünüze bakmıyor, benden söylemesi.

- Kral sanıldığı gibi çok mesafeli falan değil. Eşiyle dostuyla arada kanka muhabbeti yapıyor. Böyle çok soğuk olmayın, biraz sıcak kanlı olun, o size gelir. Şeker gibi insan ya... tanısanız...

- Din adamları tıpkı satrançta olduğu gibi çapraz gidiyorlar, yollarına çıkmamaya gayret edin.

- Cinsel yaşantıları pozisyon açısından çok zengin. Yeniliğe açıklar. Eğer renkli bir cinsel yaşam arzu ediyorsanız Fransız ya da Fransa'da yetişmiş bir gelin alın.

- Genç hanımlar için de İspanyol erkeklerini öneriyorum. Pancar motoru gibi takır takır.

- Oturduğunuz konutun büyük ve güzel olmasına özen gösterin ama fazla ihtişamlı olmasın. Yoksa sonra kral görünce "benim olsun mu bu?" diye soruyor, siz de hayır diyemiyorsunuz tabii.

- Bir üstteki husus eşiniz için de geçerli. çok güzel bir hanımla evlenirseniz kral sezonluk olarak kiralama teklifinde bulunuyor. İş çirkinleşiyor. Yine de boyu boyunuza, huyu huyunuza olsun.

...

Şimdilik anlatabileceklerim bu kadar, izledikçe yine yazarım.

02 12 2009

Neler Oluyor?

Bir süredir ortalarda yoktum. Blogu da boşladım haliyle... Üstüne bir de grip olunca iyice serdim, farkındayım. Şimdi az biraz toparladığıma göre kısa bi özet geçelim, neler olmuş bitmiş, bir muhasebe yapalım geçen günlere dair;

- Bayram münasebetiyle kız arkadaşım geldi Alanya'dan. Ama pek tabii benden ziyade ailesini görmeye geldiği için çok fazla görüşemedik. Bostanlı - Alsancak - Balçova üçgenindeydik, eski alışkanlıkları tazeledik, dostlarla görüştük...

- Yine bayram münasebetiyle kûzen-i şerifler de İzmir'e geldi. Kendileriyle gerek hastalığım, gerekse kız arkadaşımın kısa bir süre için burada olması sebebiyle fazla görüşemedik, hasretimizi gideremedik.

- Doktor civanımla nihayet arayı kapattık. Bilmeyenler için, benim Ekin isminde bir doktor civanım var. Bana ilaç verdi Ekin, ben iyileştim. Ayrıca Ekin'in iguanası var. 70cm uzunluğunda, ismi Müdür.

- Bostanlı'da "Kahve Aşkına" isminde bir café açılmış. Önünden geçerken gayri ihtiyari "haydi haydi haydi, kahve aşkına! Starbucks'ın piçlerini döndür şaşkına!" şeklinde tezahürat yaptım. Kaçınılmazdı bu.

- Sevgilim ve doktor civanımla aylar sonra Bostanlı'da batak oynadık. Doktor civanım vicdansız çıktı, büyük fark attı.

- Hastalık dolayısıyla Irish Americano'dan Chai Tea Latte'ye döndüm. Tavsiye için kuzene teşekkürler.

- Yarın sabah Kıbrıs'tan gelen kuzeni yolcu ediyoruz. Ne zaman geldi gitti anlamadık, kısa geldi bu tatil bize galiba...

- Narlıdere'de Gaziantepli bir kebapçıda abartısız kolum kadar dürüm yedim. Bayağı bildiğin kolum kadardı. Hem gözüm hem karnım doydu.

- KPDS'ye girdim çıktım, beklediğimden kolaydı. Ama 88-89 puan yapıp da B alırsam keşke çalışsaydım derim sanırım...

- İşe gidemedim hastalık dolayısıyla. Bu ara iyi olmadı sanki. Zaten bu tatiller Türk milletine pek yaramıyor; çalışanına da, öğrencisine de.

- Kuzenle Forum Bornova'da gezerken adamın pantolonu düşüyor diye gittik Polo'dan kemer aldık; benim cep telefonumun şarjı bitiyor diye ben de girip Nokia E63 (biraz keşfedeyim bi review kaleme alırım artık) aldım. Ehven-i şer olduğunun farkındayım, ama wifi özelliği olan bir telefona ihtiyacım vardı, yapacak birşey yok.

- Telefonu alırken kasko da yaptırdım, güzel birşey. Hatta Nokia Shop'taki çocuk "seneye kaybet telefonu, para iadesi yazarız, üstüne koyar E71 alırsın" şeklinde akıl verdi. Sanırım ben toyum bu konularda biraz. Yüzüm kızarır falan, yemez adamlar yani.

- Ben bu satırları yazarken Fenerbahçe, FC Twente'yi Hollanda'da 1-0 mağlup edip grup liderliğini garantiledi. Umarım eşleşmelerde rahat bir kura çekeriz.

- Kuzenimin bir arkadaşının Giresunlu olduğunu öğrendim, feci kanım ısındı çocuğa. Sanırım ben bir şekilde memleket bellemişim oraları, 9 sene yaşayınca haliyle...

- Sonunda şu çift taraflı giyilen montlardan ben de satın aldım. Pull&Bear'i kutluyorum.

- Cep telefonum Edge/GPRS/3G aracılığı ile internete bağlanıp ay sonunda sürpriz yapmasın diye Turkcell'e ait bütün internet/wap/mms profillerini sildim. Wi-fi varsa bağlan, yoksa kalsın modunda oldu, süper oldu. Bir ara hangi linke tıklasam "Turkcell Internet ile Bağlanıyor" ibaresini görüp huzursuz oluyordum. Böyle kafam da rahat cebim de. Varsın push-mail özelliği eksik olsun.

...

İyileşince daha dişe dokunur birşeyler yazarım mutlaka. Ama şimdilik bu kadar maalesef. Uzaktan selamlaşıyorum sizlerle, malum grip salgını var!

Katsayı Mevzusu

Memleketim insanının ekseriyetinde bir perspektif yoksunluğu olduğu için, şu katsayı olayını kısaca ele almak istedim.

Katsayı nedir?

Önce bildiklerinizden gidelim. Mesela ham puan? Nedir ham puan, sizin sınava girip de aldığınız puandır. Herkes bilir ham puanı. Dershane denemelerinde falan da alınan puan bu ham puandır, henüz dalındadır, olgunlaşmamıştır.

Sonra bunun üzerine AOBP eklenir. Yani Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı. Bu da amiane tabirle "Okul Puanı" olarak bildiğiniz puandır. Okulunuz ne kadar başarılıysa, diploma notunuz ne kadar yüksekse o kadar çok gelir. Bunda da tamamız herhalde?

Peki "Katsayı" dedikleri zıkkım nedir? Katsayı, sizin AOBP'nizin çarpılacağı orandır. Bu oran ile çarpılan AOBP + ham puan = Sizin toplam puanınız. Burada da sorun yok?

Katsayı nasıl belirlenir?

Katsayı şöyle belirlenir. Siz fenci iseniz (yani lisede alan olarak Fen Bilimlerini tercih ettiyseniz) o alanda bir bölümü tercih ettiğinizde AOBP'niz mundar olmaz, güzel bir katsayı ile çarpılır. Ele avuca gelir. Ama siz eşit ağırlıkçı iseniz, fen alanına ait bir bölümü tercih ettiğinizde AOBP'niz güzel olmayan bir katsayı ile çarpılır. Tadınız kaçar... istediğiniz bölüme zor girersiniz yani.

Katsayı neden var?

Katsayı esasında sebatkâr, kararını erkenden vermiş, yolunu genç yaşta çizmiş öğrencileri kayırmak için var. Yani ben fenciyim mesela, ama son sene "ulan Boğaziçi Felsefe'ye ya da ODTÜ Sosyoloji'ye gitsem süper olur eheh" diyerekten tercihimi değiştirirsem, yıllardır bu bölümlerde okumak için çaba sarfeden, lisede bu alana yatkın dersleri seçen, ama salak olan insanları benden korumak lazım, değil mi?

Ya da meslek liseleri açısından ele alalım. İlköğretim yıllarında diğer arkadaşlarıyla normal şartlarda rekabet edemeyeceği belli olan öğrencileri ne yapıyoruz? Meslek lisesine gönderiyoruz, onlar o yola baş koyuyorlar, sonra bu sayede o alanda bir tercih yapacakları zaman hayvan gibi AOBP geliyor onlara, böylece normal rekabet koşullarında kazanamayacakları bölümlere girebiliyorlar. Bunda da bir terslik yok bence, adam sebat etmiş yani... Hem mesela öğretmen dediğin öğretmen lisesi çıkışlı olmalı bence mümkün mertebe... ne bileyim.

Neyse... Peki bu tercihin bedeli ne? Yani meslek lisesine giden öğrenci kendi alanında tercih yapınca katsayı şahlanıyor anladık, peki bunun için ne gibi bir fedakârlık yapıyor? Şöyle bir fedakârlık yapıyor; işbu öğrenci başka bir alandan tercih yapmaya kalktığı zaman, katsayıyı AOBP ile birlikte çok afedersiniz resmen eline alıyor. Epey düşük bir katsayı ile çarpılıyor AOBP'si yani.

Adaletsizlik nerede?

Ben şahsen burada bir adaletsizlik tespit edemiyorum.

Ne istiyorlar?

Peki kendilerini Katsayı Mağduru ilan eden kesim ne istiyor? Şunu istiyor; onlar hem kendi alanlarında tercih yaptıklarında ayrıcalıklı katsayıdan faydalansınlar, hem de alanları dışına çıktıklarında diğer liselerin adaylarından geri kalmasınlar... Oh ne alâ muallâ.

Ne Yanıt vermek lazım?

Siktiri çekmek lazım.

Danıştay'ın kararı siyasi mi?

Bana göre Danıştay'ın kararı siyasetten ziyade hukukla, hakkaniyetle ilgili. Olayın siyasetle ilgili boyunu şöyle mesela;

"İmam Hatip Öğrencilerinden Danıştay'a Tekbirli Protesto"

Yani endüstri meslek liseleri, teknik liseler, sağlık meslek liseleri, Anadolu öğretmen liseleri, ticaret meslek liseleri vs. dururken Diyarbakır'daki İmam Hatip öğrencilerinin Danıştay'ı tekbirli protestosu kimin* hukuki kimin siyasi kaygı taşıdığını net bir biçimde ortaya koyuyor.

Velhasıl, bu katsayı da böyle bir mevzu. Mağdurum demekle mağdur olunmuyor. Ama bağırıp çağırmak serbest tabii, döksünler içlerini rahatlasınlar. Gençlik işte, yerlerinde duramıyorlar, canlarım benim.

*Şöyle bir yanılma payı bıraktım; bu memleketteki en okumuş, aydın, hakkını arayan, sesini duyuran, demokrat lise öğrencileri İmam Hatip'lerde olduğu için protestonun da bu cenahtan yükselmesi normaldir. Bu cümlede sanki bir abukluk var, değil mi?

20 11 2009

Pe Pe Pe Peker Face Hakan Peker Face!


Hanımlar müjde! Ailenizin blogger'ı Diskdünya bundan böyle futbol yazılarıyla Scugnizzi'de! Scugnizzi blogger'da; giderken sağda, dönerken yine sağda, hep sağda! Çılgın bi ortam lan resmen!?

(Hakan Peker'i yem olarak kullandım, kendisinden özür diliyorum)

17 11 2009

UTANMAZLAR

Bugün itibariyle hiçbir yerli spor portalını takip etmeme kararı almış bulunmaktayım. Bundan böyle bloglar ne yazdıysa o benim için.

Bu kararın arkasında ise, halihazırda sıçmaya meyilli bir cemaatin imamı olan NTVSPOR var. Zaten yanlı haber ve yorumlarıyla her daim okuyucunun tepkisini çekmeyi başaran ntvspor.net bu sefer de arakcılığa başlamış.

Bugün "Kendi kalesine 149 gol!" başlığıyla okuduğum yazı, internette football facts you may not know anahtar sözcükleriyle arama yapıldığında kolaylıkla ulaşılabilen bir derleme olduğu halde, GÖKHAN KARATAŞ isimli arkadaş acaba hangi hakla yazının üstüne imzasını atmış? Altında ya da üstünde "çeviren" gibi bir ibare yok zira? Derleyen de kendisi değil?

Hadi buna anonim diyelim geçelim; peki bugünkü "Bunu da yaptı" başlıklı haberin Football Italia isimli sitedeki yazızın birebir, kelimesi kelimesine çevirisi olmasına ne diyeceksiniz? Bu haberin üstüne imza atacak kimseyi de bulamamış "Ntvspor" ibaresiyle yayınlayıvermişler.

Acaba yazıyı birebir çeviren arkadaş, sayfanın sonundaki "All material on this website is © JDT Sports Productions. All rights reserved.Republication or redistribution of content is expressly prohibited without the prior written consent." ifadesini çevirmeyi nasıl oldu da unuttu?

Sırf yabancı dil bilmiyor diye, bir güruh bu kadar eşşek yerine konulmaz... Çevir çevir sat, sorana da "haber yaptım" de; ne güzel vallahi.

...

Son sözüm bloggerlara,

Siz yalnızca amatör ruhla, herhangi bir kâr amacı gütmeden, elinizden geldiğince birşeyler yazmaya ya da kaynak göstererek okurlarınızla paylaşmaya çalışırken; bu işten para kazanan insanlar bunları yapıyor.

Yaptığınız işi asla küçümsemeyin. Siz günde 1 hit alsanız da 10.000 hit alsanız da bu plaza bebelerini ceplerinizden çıkartırsınız. Doğru bildiğiniz şeyleri yapmaya devam edin. Elbet birgün bir kıymet bilen çıkar.

07 11 2009

Namaz Hocası

Geçen gün birtakım not ve çıktı işlerini halletmek üzere Uğur ve Yiğit Beylerle (burada bi Tuğrul ve Çağrı Beyler havası yakalamaya çalıştım) okul yoluna düştük. Evvela işimizi gördük, dönüşte de Forum'a uğramadan, Ikea'nin cheesecake'ini yemeden, kahvesini içmeden edemedik.

Tabii Forum havası beni bir anda sarınca, ister istemez hesap kesim tarihi sonrası için alışveriş planı yapmaya başladım. Artık pazartesi mi olur, salı mı olur... Eşi dostu ne zaman kandırabilirsem o zaman olur işin doğrusu. Tek başıma alışverişe çıkmak gibi bir adetim yok.

Forum McDonald's'ta çocuk menüsünün yanında verilen oyuncaklar içinde bir adet Master Yoda gözüme çarptı. Çocuk gibi tutturdum da tutturdum "alalım alalım nooolooor nooolooor" diye. Sonra sadece 4 lira olduğunu öğrenince atladım aldım.

Dün Forum dönüşünde kuzenlere kağıt oynamaya gittiğim için Yoda'nın hakkını verememiştim; bugünse evde dört dönüp "ulen bunu hangi objeyle kombine etsem de ortaya komik bir kare çıksa?" diye düşünürken eski kitaplıktaki Namaz Hocası gözüme çarptı.

Velhasıl ortaya şöyle birşey çıktı;


Tam boy fotoğrafa buradan da ulaşabilirsiniz. Alışveriş sonrası daha şen post'larda görüşmek ümidiyle, şimdilik hoşçakalın, esen kalın!

03 11 2009

Turkish Beatbox Fenomeni

Hastası olduğum, delisi olduğum, manyağı olduğum, bir önceki posttaki muhteşem video öyle araya kaynayıp gidecek cinsten değil bence. O sebepten, bağımsız bir post olarak bulunmasına karar verdim blogda. Sabır sahibi olmayanlar için de süresini biraz kısalttım. Afiyet olsun :)

video
( bkz. http://www.youtube.com/watch?v=iLA6mFQMo8Q )

02 11 2009

-1

Bugüne kadar siyasi tercihlerimi açıkça deklare etmekten hiçbir zaman çekinmedim; çok şükür çekinmemi gerektirecek bir ortamın içinde de bulunmadım.

Hazır ortada bir seçim, bir siyasi çekişme vs. de yokken, ben yine tercihimi deklare edeyim; sonra başım ağrımasın. Şimdiye dek katıldığım bütün seçimlerde (yani 2 adet genel ve 1 adet de yerel seçimde) Cumhuriyet Halk Partisi lehine oy kullandım. Geçen akşam TV başındayken fark ettim ki, geçtiğimiz yerel seçimde kullandığım oy, CHP lehine kullandığım son oymuş.

Parti ve genel başkanı olan zat hakkındaki fikirlerim şüphesiz objektiflikten uzak ve yanlı olacaktır. O sebepten bu hususta fikir belirtmek istemiyorum.

Sadece şu kadarını söyleyeyim, ben genel başkanı Haşim Kılıç'ın oğluna nikâh şahitliği yapan bir partiye oy vermeyi içime sindiremiyorum. Zaten işbu parti de artık benim ait olduğum sosyal ya da ekonomik sınıfı temsil etmiyor. İnceldiği yerden kopsun istedim ben de...

TV'de Deniz Baykal'ı o masada görünce, Galatasaraylı Elano'nun 3-1 kaybettikleri Fenerbahçe maçı sonrası Fenerbahçeli futbolcularla hoşbeş ettiği görüntüler aklıma geldi. O görüntüler üzerine de söylendiği gibi;

"Ne olacak hoşbeş ettiyse, adamlar profesyonel"

Hakikaten de öyle...

Bundan sonraki ilk genel seçimde, aşağıdaki eleman lehine kullanacağım oyumu. Zat-ı şahaneden evladır benim nazarımda kendisi...
video
(Şu videoyu paylaşmak için bahane arıyordum ne zamandır;
bugüne ve bu mevzuya kısmetmiş :)

Genelleme Yapıyorum Ayağınızı Denk Alın

Bugün hafta başı olmasına rağmen eve biraz erken döndüm. Akşam soğuğuna yakalanmadım, güzel oldu. Market alışverişini hızlı çekim tamamlayıp doğruca evimin yolunu tuttum. Böyle erken sayılabilecek bir saatte kendimle başbaşa kalınca biraz genelleme yapayım, insanlara hakaret edeyim dedim. İşte onlardan bir demet;

- Nivea'nın pudrasız ter önleyicisi varken pudralısını almak düpedüz mallıktır. Eşşekliktir lan resmen.

- Parasız eğitim bir haktır, evet. İlk ve orta öğretimin ücrete tâbi olması düşünülemez. Ama yüksek öğrenim bir hak değildir. Ücrete tâbidir. Parası olan parasıyla, başarılı olan da bursuyla okur. Olmayan da okuyamaz. Bu kadar basit. "Yüksek öğrenim parasız olmalı" diye sağda solda yürüyeceğine, devlet okulunun harçını dahi ödeyemeyeceği halde seni bu dünyaya getiren annenin babanın üzerine yürü.

- Devlet üniversitesinin öğrenim ücretini ya da bu ücrete yapılan zammı protesto etmek denyoluktur. Bu devlet, bu millet seni okutmak zorunda değil. Zaten en pahalı okulun dönemlik öğrenim ücreti bir aylık asgari ücretten fazla değil. Zor geliyorsa bir yandan çalış, bir yandan oku.

- İkinci öğretim öğrenim ücretlerine yapılan zammı protesto etmek ise hakikaten dingoluğun hası bence. İnsanlar sana akşam 7'de 8'de hatta 9'da 10'da ders anlatmak zorunda mı? Eh sen doçenti, profesörü bilmem kimi o saatte orda tutmanın bedava olacağını düşünmüyordun herhalde, değil mi?

- Kredi kartlarının yıllık ücretlerini ya da bankaların hesap işletim ücretlerini "soygunculuk" olarak lanse etmek resmen aç piçliktir. Sen üzerinde para taşımak zorunda kalmayacaksın, yaptığın harcamanın hesabını tutmak zorunda kalmayacaksın, yaptığın harcama sonucu meydana gelen eksi bakiyeyi bir ay sonra faizsiz olarak kapatacaksın; ve bütün bunlar bedavaya olacak, öyle mi? böyle; (((O) -hak ettin.

- Az evvel ekşi'de bir entry'de şu ifadeyi gördüm; "bankalar artık işi ticarete dökmeye başladılar." (derinironi, 02.11.2009 12:08) Bu noktada diyecek birşey yok cidden. Cehaletin böylesine pes. Bankaları vakıflar yasasına bağlı işleyen hayır kurumları zannediyor adam herhalde?

- Bir de bir mevzuyu ekşi'den öğrenmeye çalışıyorsanız şayet, cahil bir insansınız. Öğrenmeye çalıştığınız konuda değil, genel anlamda cahilsiniz yani. Bir an evvel ingilizce öğrenip wikipedia'ya terfi edin.

- PSP Go'ya para verip alan da, kullanan da müptezeldir.

- En üst kattan, köşe daire alıp "kışın ısınamıyoruz" diye şikayet eden komşu geri zekâlı olmasının yanı sıra yavşaktır. Senin oturduğun daire ile benim oturduğum daire arasında 20 bin liraya yakın fiyat farkının sebebi ne sence? Isınamayacaksın tabii lan, dingil seni.

- Yeni nesil Renault Mégane ya da Fluence'i para verip aldıysanız benimle iletişim kurmayın, bana selam vermeyin. Benimle karşılaşırsanız yolunuzu değiştirin, gerekirse uzatın. Sizi yakalarsam dolap beygiri yaparım. Çifte sürerim. Kurbanda size dört kişi girerim.

- Teknosa'dan PS2 alıp, kutusunu açıp, aleti çalıştırıp, sonra da "kopya oyunları çalıştırmıyormuş bu" diye geri getirip para iadesi talep eden biçare genç; oku öğren ulan biraz. Bir de genç olacaksın. Alırken "çipli mi çipsiz mi?" diye sormayı da mı bilemedin?

- Sadece ve sadece Türkiye'de bu kadar yüksek tanınabilirliğe ulaşmış, ABD'nin fason ihracatı yazar Adam Fawer'ı görmek için fuara giden güruh; size artık ben hiçbir şey söylemiyorum. Bırakayım rakamlar konuşsun; "Improbable: Amazon.com Sales Rank: #542,003 in Books" (Rowenta marka elektrik süpürgesinin kullanım kılavuzu gibi bir mertebeye tekabül ediyor)

Bugünlük bu kadar çirkinlik yeter... Aklıma geldikçe yine kusarım. Ciao!

29 10 2009

Teşekkürler

180m² evde birkaç cm³'lük bir objeye tahammül edemeyip, 13 yıllık Creative marka 2x cd-rom sürücümü çöpe atan babama buradan tebrik ve teşekkürlerimi iletiyorum. Kim bilir nasıl toz, kir, pislik ihtiva ediyordu; gitti de kurtuldu evleri. Gözleri aydın.

Hata bende aslında... 25 yaşına geldiğim halde daha hala bilcümle eşyam annemin, babamın evinde ise... Yine de çok anısı, hatırası vardı bende.

Arkadaşlarım içinde ilk mezun olan, iş sahibi olan, evlenen ben değilim, muhtemelen ilk çocuk sahibi olan da ben olmayacağım. İçlerinde ilk otomobili alan ben olmadım, ilk evi de büyük ihtimalle ben almayacağım. Kısacası bu "yetişkin insan" zaferlerinden hiçbirini yaşamadım henüz.

Ama o cd-rom sürücünün alındığı gün, benim muzaffer çocukluğuma ait en güzel anlardan biriydi... Anaokulundaki en şirin çocuk olduğum, ilkokulda sınıf birincisi olduğum, Anadolu Lisesi'ni kazanan azınlığa dahil olduğum günlerden hatıraydı...

Aslında metafor olarak ele alacak olursak epey manidar. Yani o küçük çocukluk zaferleri çöpte artık, yeni zaferler kazanmam gerekiyor demek ki...

Yine de bir köşede durması beni öldürmezdi sanırım... Bir fotoğrafı bile yok şimdi elimde.

Demek ki çocukluk hatıralarına sahip çıkan ebeveynler sadece pazar sabahları TRT'de yayınlanan ucuz Amerikan filmlerinde oluyormuş...

Artık benim de çalışıp didinip herhalde bir şekilde Mercedes falan alıp size hava atmam gerekecek... Ama unutmayın, bende cd-rom sürücü varken birçoğunuzda disket sürücü bile yoktu. Ayağınızı denk alın lan! ibişler sizi.