04 03 2010

Long Time No See

Uzunca bir süre ayrı kaldıktan sonra bloguma dönmeye karar verdim. Hemen gelişmeleri kısa kısa paylaşayım, sonra daha uzun yazarım!

- Okul bitti. Mezun oldum. Ekonomist oldum. Süper olay!

- Henüz geçici mezuniyet belgemi alamadım, bürokrasiye takıldım. Zaten artık elden almam da mümkün değil, baba evine yerleştim, parlak bir inci oldum, derinlerde saklandım! Evrak işi tamamlanınca buraya kargo ile göndericekler sağolsunlar.

- Baba evi süper olay. Para harcamıyorsun bi defa. Bi de televizyon, müzik seti vb. ıvır zıvırlar benim normalde oturduğum evden daha güzel. Ama loot'umu buraya getirmediğim için eşya bazında (özellikle dvd ve ayakkabı bazında) sıkıntı çekiyorum. Artık nihai ikâmetim belli olunca oraya taşırım onları da.

- Para harcamıyorum demiştim, yalan değil. Nesquik cereal aldım, kutusu 3 lira. Evet bildiğiniz 3 lira. İkinci Dünya Savaşı günlerindeki angloamerikan yurttaşlar gibi stok yaptım. Nükleer savaş çıksa aç kalmam.

- Bu aralar yeniden Kings of Convenience dinliyorum. Herkes dinlemeli bence. They shoot dinlemeyen, don't they?

- KPSS'ye hazırlanmaya karar verdim, ama adam gibi. Ciddi efor sarf edicem KPSS-A için. Temmuz'da meyvesini alırım. Eylül gibi soyar yerim meyveyi. Yasak meyve KPSS!

- Baba evinin nimetlerinden biri de tartışmasız LigTV. İlk günlerde sırf boşa akmasın diye saatlerce LigTV izledim. Günaydın Futbol, İyi Öğleden Sonralar Futbol, Anne ve Futbol, Futbol ve Çocuk Sağlığı, Futbol Sofrası, Futbol-u İzdivaç... her boku izledim. Bıktım.

- Sözlüğe (ek$i olan) geri döndüm. Kaypak bir insanım, evet.

- Busy Child diye bi parça vardı 90'larda. Onu dinliyorum, çok acaip. Guppak Guppak birşey.

- Evde boş boş oturduğum için normalde gündeliğe gelen kadının ekmeğiyle oynamaya karar verdim. Evi falan süpürüp siliyorum arada. Kadın da haklı olarak service specialization'a gitti, perde falan yıkayıp astı bugün. Üst düzey bir insan kendisi.

- Yaprak Dökümü izledim dün gece. Şevket'e aşık olan kız fena değil, onun dışında gerisi cacık. Fahriye Evcen'in burnuyla kaşı arasında sivilce çıkmış. Allah cümlesinin yardımcısı olsun.

- Hazır vakit çokken klasikleri yeniden okumaya karar verdim, anneme "Karamazov Kardeşler nerde?" dedim, "taze bitti" dedi, hevesim kaçtı. Daha da klasik okumam.

- Kız kardeşimin çok manyak kitapları var aslında. Onları okuyabilirim hazır o Finlandiya'dayken. Odasına çöktüm resmen haha. Laura diye bi seri vardı, daha bebeyken almıştı bu, 6 kitap olmuş, daha da yazıyormuş adam. Maşallah.

- Walt Disney İlk Ansiklopedim var kütüphanede, inanılmaz.

- Uyuduğum odanın her yerinde Harry Potter posterleri, peluşlar falan var. Bir sabah bambaşka bir insan olarak uyanabilirim.

- Recep İvedik 3'e gittim bu arada. İlk iki film gibi eğlendirmedi. Biz arkadaşlar arasında daha güzel eğleniyoruz yani sohbet muhabbet falan. Neyse...

- Kız arkadaşımın yanında kalırken, o işteyken sıkılıp Desperate Housewives'a başlamıştım. Bağımlılık yaptı o illet. E2'de eski bölümlerini izliyorum, cnbc-e'de de yenilerini.

- The Tudors dvd'lerini bu eve de getirdim. İkinci sezona başladım. Annem ne zaman odaya girse Henry'nin birini s*keceği tutuyor. Talihsizim.

- Onor Bumbum yeni singlelar çıkartmış, dinlemeyeni dövüyorlarmış.

- SporMax şifreli yayınmış. Bi premier lig izleyeyim dedim, nasip olmadı arkadaş. Bir dahaki ay falan pazarlığa gidip her bok olan pakete abone olucam.

- Bizimkiler çocukluk fotoğraflarımızı digital ortama aktarmış nihayet. Epey eğlenceli şeyler var; bir ara Facebook'a falan atarım artık. Taglenecek de epey eş dost var o günden bu güne gelen...

Şimdilik bu kadar; daha sonra daha kapsamlı bir yazı yazarım artık. Bu seferlik böyle günce gibi oldu, idare edin...

Stay out of trouble, stay in touch!

10 02 2010

Ben Buna Güldüm

+Name?
-Abdulvahhab El-Maksut.
+Sex?
-Five times a week.
+No, no i mean male or female?
-Male, female, sometimes camel.

(fazla söze gerek yok)

09 02 2010

Mezbahaların Duvarları Camdan Olsa...

Tam adı "If Slaughterhouses Had Glass Walls Everyone Would Be Vegetarian" olan belgeselimside Paul Mccartney anlatıyor, biz de dinliyoruz... ahan da şuradan izleyebilirsiniz.

Olay örgüsü şöyle,

"Dana eti ya da domuz eti yemeyin, onlara kesim evlerinde çok eziyet ediliyor, aslında onlar çok zeki hayvanlar ve yemeseniz süper olur yani lütfen"

- İyi tamam yemeyelim, tavuk yiyelim?

"Tavuk ve hindi de yemeyin çünkü onlara da çok eziyet var ve onlar da çok zekiler üstelik gagalarını sıcak şeyle keserken acı çekiyorlar ve çok üzücü bu :( tamam mı?"

- Tamam hadi yemeyelim onları, süt falan içeriz...

"İnek siz süt için diye süt üretmiyor, yavrusu için üretiyor. İnek süt versin diye devamlı hamile bırakıyorlar ineği ve sütünü zorla alıyolar çok yazık oluyor acılar içinde alıyorlar sütü :((("

- Yumurta kaldı bi tek o zaman?

"Yumurtlayan tavukların da şartları çok kötü. Çoğunun sigortası yok ve çok kötü şartlarda çalışıyorlar. Maaşları hep birkaç ay geç ödeniyor ve gece geç saatlere kadar mesaileri var onların"

- E ne yiycez..? aa balık yeriz!

"Balıklar düşündüğünüzden çok daha zeki hayvanlar. Kişilikleri bile var. Ve yaralandıkları zaman acı çekiyorlar biliyor musunuz? Acı içindeler onlar hep :((("

...

Hadi bu saydıklarımın hiçbirini yemedik, yarın öbür gün "domatesin feryadı" ya da "acı çeken pirinç" tarzı bir belgesel çekilirse ne yiyeceğiz bilmiyorum gerçekten. Aslında zeytinyağlılar falan güzel düşününce... Ama zeytin de acı çekmiyor mudur etli etli? zavallı zeytin :'(

04 02 2010

XVI. Yüzyıl Britanyası İçin Kullanma Kılavuzu


Dün Azuth Bey Diyenar'dan NTV Tarih ve bilumum kültürel magazin satın alınca ben de altta kalmayayım diye gittim bu dizinin ilk sezon dvd'sini aldım. Adam tabii popüler de olsa gidip en nihayetinde okunan birşey almış; halkın seviyesine inmemekte kararlı. Ama ben her kesimi kucaklayan bi insan olduğum için tabi gittim sizin için The Tudors aldım. İlk disk, yani ilk dört bölüm biraz evvel bitti, işte yorumlar;

(spoiler neyin yok, güvenle okuyun)

- Tayt sarayın ve bilhassa kraliyet ailesinin vazgeçilmezi. Yaz kış taytla geziyorlar. Başka ülkelerin kralları elçileri falan da geliyor onlar da taytla geziyorlar. Bizim kızları ortaçağa göndersek kimse yadırgamaz britanya yöresinde. Kışın üşüdüğü için külotlu çorap giyen erkekler de rahat olsunlar, ortam süper.

- Henry çok yakışıklı, öyle böyle değil.

- İnsanlar genelde çok dindar. en okumuş adam bile günde asgari yarım saat dua ediyor. Vatikan ise irticai faaliyetlerin odak noktası haline gelmiş. Allaha şirk falan koşmak çok tehlikeli. Şayet koşacaksanız bir iki yüzyıl daha bekleyin.

- Ünvan veya toprak sahibi olmak için illa birilerine meydan okumak gerekiyor. Ama meydan okumayı kazanmak şart değil, kaybetseniz de "önemli olan yarışmaktı" diyerekten, cesaretinizden ötürü şövalye ilan edilebiliyorsunuz.

- Kadın olmak iyi değil. Yani prenses bile olsanız gidip sizi 90 yaşında bir hükümdarla evlendirebiliyorlar. Kadın olmamaya gayret edin. Gerekirse sakal bırakın.

- Sinsilik revaçta. Herkes çok sinsi.

- Kralsanız eğer evli kadınlarla falan da birlikte olabiliyorsunuz. Kral değilseniz de oluyor aslında ama sonra kocasından fırça yiyorsunuz falan, o kadar zahmete değmez, zaten bi ton kadın var meyhaneye falan gitseniz. Gereksiz yere tepki çekmeyin bence.

- Bilimi çok sevmeseler de sanata epeyce değer veriyorlar. Sanatçı olmakla bilim adamı olmak arasında kalırsanız, tercihinizi sanattan yana kullanın. Kese kese altın var + kızlar teklif ediyor.

- Öyle çok yakışıklı falan olmanıza gerek yok, genç olmanız yeterli. Para ve ünvan peşinde koşarak gençliğinizi heba etmeyin; sonra mevki geliyor ama kızlar yüzünüze bakmıyor, benden söylemesi.

- Kral sanıldığı gibi çok mesafeli falan değil. Eşiyle dostuyla arada kanka muhabbeti yapıyor. Böyle çok soğuk olmayın, biraz sıcak kanlı olun, o size gelir. Şeker gibi insan ya... tanısanız...

- Din adamları tıpkı satrançta olduğu gibi çapraz gidiyorlar, yollarına çıkmamaya gayret edin.

- Cinsel yaşantıları pozisyon açısından çok zengin. Yeniliğe açıklar. Eğer renkli bir cinsel yaşam arzu ediyorsanız Fransız ya da Fransa'da yetişmiş bir gelin alın.

- Genç hanımlar için de İspanyol erkeklerini öneriyorum. Pancar motoru gibi takır takır.

- Oturduğunuz konutun büyük ve güzel olmasına özen gösterin ama fazla ihtişamlı olmasın. Yoksa sonra kral görünce "benim olsun mu bu?" diye soruyor, siz de hayır diyemiyorsunuz tabii.

- Bir üstteki husus eşiniz için de geçerli. çok güzel bir hanımla evlenirseniz kral sezonluk olarak kiralama teklifinde bulunuyor. İş çirkinleşiyor. Yine de boyu boyunuza, huyu huyunuza olsun.

...

Şimdilik anlatabileceklerim bu kadar, izledikçe yine yazarım.

02 12 2009

Neler Oluyor?

Bir süredir ortalarda yoktum. Blogu da boşladım haliyle... Üstüne bir de grip olunca iyice serdim, farkındayım. Şimdi az biraz toparladığıma göre kısa bi özet geçelim, neler olmuş bitmiş, bir muhasebe yapalım geçen günlere dair;

- Bayram münasebetiyle kız arkadaşım geldi Alanya'dan. Ama pek tabii benden ziyade ailesini görmeye geldiği için çok fazla görüşemedik. Bostanlı - Alsancak - Balçova üçgenindeydik, eski alışkanlıkları tazeledik, dostlarla görüştük...

- Yine bayram münasebetiyle kûzen-i şerifler de İzmir'e geldi. Kendileriyle gerek hastalığım, gerekse kız arkadaşımın kısa bir süre için burada olması sebebiyle fazla görüşemedik, hasretimizi gideremedik.

- Doktor civanımla nihayet arayı kapattık. Bilmeyenler için, benim Ekin isminde bir doktor civanım var. Bana ilaç verdi Ekin, ben iyileştim. Ayrıca Ekin'in iguanası var. 70cm uzunluğunda, ismi Müdür.

- Bostanlı'da "Kahve Aşkına" isminde bir café açılmış. Önünden geçerken gayri ihtiyari "haydi haydi haydi, kahve aşkına! Starbucks'ın piçlerini döndür şaşkına!" şeklinde tezahürat yaptım. Kaçınılmazdı bu.

- Sevgilim ve doktor civanımla aylar sonra Bostanlı'da batak oynadık. Doktor civanım vicdansız çıktı, büyük fark attı.

- Hastalık dolayısıyla Irish Americano'dan Chai Tea Latte'ye döndüm. Tavsiye için kuzene teşekkürler.

- Yarın sabah Kıbrıs'tan gelen kuzeni yolcu ediyoruz. Ne zaman geldi gitti anlamadık, kısa geldi bu tatil bize galiba...

- Narlıdere'de Gaziantepli bir kebapçıda abartısız kolum kadar dürüm yedim. Bayağı bildiğin kolum kadardı. Hem gözüm hem karnım doydu.

- KPDS'ye girdim çıktım, beklediğimden kolaydı. Ama 88-89 puan yapıp da B alırsam keşke çalışsaydım derim sanırım...

- İşe gidemedim hastalık dolayısıyla. Bu ara iyi olmadı sanki. Zaten bu tatiller Türk milletine pek yaramıyor; çalışanına da, öğrencisine de.

- Kuzenle Forum Bornova'da gezerken adamın pantolonu düşüyor diye gittik Polo'dan kemer aldık; benim cep telefonumun şarjı bitiyor diye ben de girip Nokia E63 (biraz keşfedeyim bi review kaleme alırım artık) aldım. Ehven-i şer olduğunun farkındayım, ama wifi özelliği olan bir telefona ihtiyacım vardı, yapacak birşey yok.

- Telefonu alırken kasko da yaptırdım, güzel birşey. Hatta Nokia Shop'taki çocuk "seneye kaybet telefonu, para iadesi yazarız, üstüne koyar E71 alırsın" şeklinde akıl verdi. Sanırım ben toyum bu konularda biraz. Yüzüm kızarır falan, yemez adamlar yani.

- Ben bu satırları yazarken Fenerbahçe, FC Twente'yi Hollanda'da 1-0 mağlup edip grup liderliğini garantiledi. Umarım eşleşmelerde rahat bir kura çekeriz.

- Kuzenimin bir arkadaşının Giresunlu olduğunu öğrendim, feci kanım ısındı çocuğa. Sanırım ben bir şekilde memleket bellemişim oraları, 9 sene yaşayınca haliyle...

- Sonunda şu çift taraflı giyilen montlardan ben de satın aldım. Pull&Bear'i kutluyorum.

- Cep telefonum Edge/GPRS/3G aracılığı ile internete bağlanıp ay sonunda sürpriz yapmasın diye Turkcell'e ait bütün internet/wap/mms profillerini sildim. Wi-fi varsa bağlan, yoksa kalsın modunda oldu, süper oldu. Bir ara hangi linke tıklasam "Turkcell Internet ile Bağlanıyor" ibaresini görüp huzursuz oluyordum. Böyle kafam da rahat cebim de. Varsın push-mail özelliği eksik olsun.

...

İyileşince daha dişe dokunur birşeyler yazarım mutlaka. Ama şimdilik bu kadar maalesef. Uzaktan selamlaşıyorum sizlerle, malum grip salgını var!

Katsayı Mevzusu

Memleketim insanının ekseriyetinde bir perspektif yoksunluğu olduğu için, şu katsayı olayını kısaca ele almak istedim.

Katsayı nedir?

Önce bildiklerinizden gidelim. Mesela ham puan? Nedir ham puan, sizin sınava girip de aldığınız puandır. Herkes bilir ham puanı. Dershane denemelerinde falan da alınan puan bu ham puandır, henüz dalındadır, olgunlaşmamıştır.

Sonra bunun üzerine AOBP eklenir. Yani Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı. Bu da amiane tabirle "Okul Puanı" olarak bildiğiniz puandır. Okulunuz ne kadar başarılıysa, diploma notunuz ne kadar yüksekse o kadar çok gelir. Bunda da tamamız herhalde?

Peki "Katsayı" dedikleri zıkkım nedir? Katsayı, sizin AOBP'nizin çarpılacağı orandır. Bu oran ile çarpılan AOBP + ham puan = Sizin toplam puanınız. Burada da sorun yok?

Katsayı nasıl belirlenir?

Katsayı şöyle belirlenir. Siz fenci iseniz (yani lisede alan olarak Fen Bilimlerini tercih ettiyseniz) o alanda bir bölümü tercih ettiğinizde AOBP'niz mundar olmaz, güzel bir katsayı ile çarpılır. Ele avuca gelir. Ama siz eşit ağırlıkçı iseniz, fen alanına ait bir bölümü tercih ettiğinizde AOBP'niz güzel olmayan bir katsayı ile çarpılır. Tadınız kaçar... istediğiniz bölüme zor girersiniz yani.

Katsayı neden var?

Katsayı esasında sebatkâr, kararını erkenden vermiş, yolunu genç yaşta çizmiş öğrencileri kayırmak için var. Yani ben fenciyim mesela, ama son sene "ulan Boğaziçi Felsefe'ye ya da ODTÜ Sosyoloji'ye gitsem süper olur eheh" diyerekten tercihimi değiştirirsem, yıllardır bu bölümlerde okumak için çaba sarfeden, lisede bu alana yatkın dersleri seçen, ama salak olan insanları benden korumak lazım, değil mi?

Ya da meslek liseleri açısından ele alalım. İlköğretim yıllarında diğer arkadaşlarıyla normal şartlarda rekabet edemeyeceği belli olan öğrencileri ne yapıyoruz? Meslek lisesine gönderiyoruz, onlar o yola baş koyuyorlar, sonra bu sayede o alanda bir tercih yapacakları zaman hayvan gibi AOBP geliyor onlara, böylece normal rekabet koşullarında kazanamayacakları bölümlere girebiliyorlar. Bunda da bir terslik yok bence, adam sebat etmiş yani... Hem mesela öğretmen dediğin öğretmen lisesi çıkışlı olmalı bence mümkün mertebe... ne bileyim.

Neyse... Peki bu tercihin bedeli ne? Yani meslek lisesine giden öğrenci kendi alanında tercih yapınca katsayı şahlanıyor anladık, peki bunun için ne gibi bir fedakârlık yapıyor? Şöyle bir fedakârlık yapıyor; işbu öğrenci başka bir alandan tercih yapmaya kalktığı zaman, katsayıyı AOBP ile birlikte çok afedersiniz resmen eline alıyor. Epey düşük bir katsayı ile çarpılıyor AOBP'si yani.

Adaletsizlik nerede?

Ben şahsen burada bir adaletsizlik tespit edemiyorum.

Ne istiyorlar?

Peki kendilerini Katsayı Mağduru ilan eden kesim ne istiyor? Şunu istiyor; onlar hem kendi alanlarında tercih yaptıklarında ayrıcalıklı katsayıdan faydalansınlar, hem de alanları dışına çıktıklarında diğer liselerin adaylarından geri kalmasınlar... Oh ne alâ muallâ.

Ne Yanıt vermek lazım?

Siktiri çekmek lazım.

Danıştay'ın kararı siyasi mi?

Bana göre Danıştay'ın kararı siyasetten ziyade hukukla, hakkaniyetle ilgili. Olayın siyasetle ilgili boyunu şöyle mesela;

"İmam Hatip Öğrencilerinden Danıştay'a Tekbirli Protesto"

Yani endüstri meslek liseleri, teknik liseler, sağlık meslek liseleri, Anadolu öğretmen liseleri, ticaret meslek liseleri vs. dururken Diyarbakır'daki İmam Hatip öğrencilerinin Danıştay'ı tekbirli protestosu kimin* hukuki kimin siyasi kaygı taşıdığını net bir biçimde ortaya koyuyor.

Velhasıl, bu katsayı da böyle bir mevzu. Mağdurum demekle mağdur olunmuyor. Ama bağırıp çağırmak serbest tabii, döksünler içlerini rahatlasınlar. Gençlik işte, yerlerinde duramıyorlar, canlarım benim.

*Şöyle bir yanılma payı bıraktım; bu memleketteki en okumuş, aydın, hakkını arayan, sesini duyuran, demokrat lise öğrencileri İmam Hatip'lerde olduğu için protestonun da bu cenahtan yükselmesi normaldir. Bu cümlede sanki bir abukluk var, değil mi?

20 11 2009

Pe Pe Pe Peker Face Hakan Peker Face!


Hanımlar müjde! Ailenizin blogger'ı Diskdünya bundan böyle futbol yazılarıyla Scugnizzi'de! Scugnizzi blogger'da; giderken sağda, dönerken yine sağda, hep sağda! Çılgın bi ortam lan resmen!?

(Hakan Peker'i yem olarak kullandım, kendisinden özür diliyorum)

17 11 2009

UTANMAZLAR

Bugün itibariyle hiçbir yerli spor portalını takip etmeme kararı almış bulunmaktayım. Bundan böyle bloglar ne yazdıysa o benim için.

Bu kararın arkasında ise, halihazırda sıçmaya meyilli bir cemaatin imamı olan NTVSPOR var. Zaten yanlı haber ve yorumlarıyla her daim okuyucunun tepkisini çekmeyi başaran ntvspor.net bu sefer de arakcılığa başlamış.

Bugün "Kendi kalesine 149 gol!" başlığıyla okuduğum yazı, internette football facts you may not know anahtar sözcükleriyle arama yapıldığında kolaylıkla ulaşılabilen bir derleme olduğu halde, GÖKHAN KARATAŞ isimli arkadaş acaba hangi hakla yazının üstüne imzasını atmış? Altında ya da üstünde "çeviren" gibi bir ibare yok zira? Derleyen de kendisi değil?

Hadi buna anonim diyelim geçelim; peki bugünkü "Bunu da yaptı" başlıklı haberin Football Italia isimli sitedeki yazızın birebir, kelimesi kelimesine çevirisi olmasına ne diyeceksiniz? Bu haberin üstüne imza atacak kimseyi de bulamamış "Ntvspor" ibaresiyle yayınlayıvermişler.

Acaba yazıyı birebir çeviren arkadaş, sayfanın sonundaki "All material on this website is © JDT Sports Productions. All rights reserved.Republication or redistribution of content is expressly prohibited without the prior written consent." ifadesini çevirmeyi nasıl oldu da unuttu?

Sırf yabancı dil bilmiyor diye, bir güruh bu kadar eşşek yerine konulmaz... Çevir çevir sat, sorana da "haber yaptım" de; ne güzel vallahi.

...

Son sözüm bloggerlara,

Siz yalnızca amatör ruhla, herhangi bir kâr amacı gütmeden, elinizden geldiğince birşeyler yazmaya ya da kaynak göstererek okurlarınızla paylaşmaya çalışırken; bu işten para kazanan insanlar bunları yapıyor.

Yaptığınız işi asla küçümsemeyin. Siz günde 1 hit alsanız da 10.000 hit alsanız da bu plaza bebelerini ceplerinizden çıkartırsınız. Doğru bildiğiniz şeyleri yapmaya devam edin. Elbet birgün bir kıymet bilen çıkar.

07 11 2009

Namaz Hocası

Geçen gün birtakım not ve çıktı işlerini halletmek üzere Uğur ve Yiğit Beylerle (burada bi Tuğrul ve Çağrı Beyler havası yakalamaya çalıştım) okul yoluna düştük. Evvela işimizi gördük, dönüşte de Forum'a uğramadan, Ikea'nin cheesecake'ini yemeden, kahvesini içmeden edemedik.

Tabii Forum havası beni bir anda sarınca, ister istemez hesap kesim tarihi sonrası için alışveriş planı yapmaya başladım. Artık pazartesi mi olur, salı mı olur... Eşi dostu ne zaman kandırabilirsem o zaman olur işin doğrusu. Tek başıma alışverişe çıkmak gibi bir adetim yok.

Forum McDonald's'ta çocuk menüsünün yanında verilen oyuncaklar içinde bir adet Master Yoda gözüme çarptı. Çocuk gibi tutturdum da tutturdum "alalım alalım nooolooor nooolooor" diye. Sonra sadece 4 lira olduğunu öğrenince atladım aldım.

Dün Forum dönüşünde kuzenlere kağıt oynamaya gittiğim için Yoda'nın hakkını verememiştim; bugünse evde dört dönüp "ulen bunu hangi objeyle kombine etsem de ortaya komik bir kare çıksa?" diye düşünürken eski kitaplıktaki Namaz Hocası gözüme çarptı.

Velhasıl ortaya şöyle birşey çıktı;


Tam boy fotoğrafa buradan da ulaşabilirsiniz. Alışveriş sonrası daha şen post'larda görüşmek ümidiyle, şimdilik hoşçakalın, esen kalın!

03 11 2009

Turkish Beatbox Fenomeni

Hastası olduğum, delisi olduğum, manyağı olduğum, bir önceki posttaki muhteşem video öyle araya kaynayıp gidecek cinsten değil bence. O sebepten, bağımsız bir post olarak bulunmasına karar verdim blogda. Sabır sahibi olmayanlar için de süresini biraz kısalttım. Afiyet olsun :)

video
( bkz. http://www.youtube.com/watch?v=iLA6mFQMo8Q )